Meleğime Öyküler: Sonbahar Meleğime Öyküler

Sonbahar

Sonbahar

Selaaam, selam herkese.
Sokağa. Sokak kedilerine.

Yan komşum cami avlusundaki görkemli çınar ağacına, onun dallarında sabahları şakıyan kuşlara selam.

Selam yeryüzü!
Selam bütün evren!

Nasılsınız? Herkes, hepiniz nasılsınız? Durmadan değişiyor, dönüşüyor olmamız ne güzel, değil mi? İşte bir sonbahar mevsimine daha girdik. Ve herkes iş başında. Rüzgâr biraz daha serin üfleyecek nefesini yeryüzüne. Renkten renge gireceğiz hepimiz; ışığımız değişecek, sararıp solarken, yeni yaşam için dinlenmeye çekileceğiz. Kışı sağlıklı atlatmak için hazırlık içindeyiz hepimiz.

Göçmen kuşları gönderdik daha sıcak ülkelere; kalanlar, kışlara dayanıklı olanlar. Bütün bu sürüp giden harmoniye nasıl da hayranım bir bilseniz. Düşünsenize küçücük bir fidandım buraya dikildiğimde, ondan da önce bir tohumdum biliyorsunuz bunu söylememe gerek yok biliyorum ama gevezelik olsun dedim, hem de kim dikti beni buraya biliyor musunuz, şu dokuz numaraya taşınan hanım. Onlar geldiğinde bu cüce sokakta tek bir yeşil yoktu. Size biraz ondan mı söz etsem acaba?

Bu apartman sokağın en yeni binası. İlk onlar taşınmış; kızı ve üç kedisiyle. Sokağın beton havasına canı sıkılmış ve ilk işi beni buraya dikmek olmuş ve bana kızının adını vermiş. Bastonla zor yürüyor bu genç hanım. Bu kadar hayat dolu birinin yürüme özgürlüğünün kısıtlanmış olması bana çok dokundu doğrusu. O kabullenmiş gibi görünüyor çünkü onu hiç mutsuz, asık suratlı görmüyorum, şen şakrak sesi geliyor alt pencereden hep. Beni o büyüttü, bir elinde bastonu diğerinde su kovası, hiç üşenmedi suladı durdu beni. Ayrıca her sulamaya gelişinde laf atardı bana. Ağzından bal damlar her zaman. Hele çiçeklerimi açmaya başladığımda neler söylemedi tanrım! Ben de nasıl coştum; açtım da açtım, hatta gücümü frenleyemedim, kollarımı ta penceresine kadar uzattım, beyaz salkımlarımı da camına yapıştırdım. “Siz beni bu kadar sever misiniz ben de sizi işte buuuu kadaaaar seviyorum!” dedim ona kendi dilimle. Ben salkım çiçek serpilince “Sana bir kardeş lazım,” dedi, hemen yanıma da ıhlamur fidanı dikti; sokağı baharda mis gibi kokutacağız artık.

Durun durun, ben kimim söylemeyi unuttum. Ben bir akasya ağacıyım. O tatlı bayan aslında bu sokağın bir çınar ağacı olsun istemiş ama iyi bir fidan bulamamış o sıra, beni bulabilmiş ve hemen dikmiş. Diktiğine de pek memnun olmuş olmalı ki “Salkım salkım kokulu çiçeklerinle sokağı süslüyorsun, sana minnettarım,” der durur bana. Bu kadar mı sevgi duyulur ağaca, çiçeğe, böceğe. Bir şey daha fark ettim, genelde diktiği bütün ağaçları geceleri dikiyordu. El ayak çekildikten sonra usul usul ses çıkarmadan tık tık çekiç sesleriyle benim biraz uzağımdaki kaldırımları söktü, önce ıhlamur fidanını dikti, ardından daha bir yıl geçmeden iki tane de salkım söğüt dikti. Salkım söğütler hızla boy attılar, yemyeşil yapraklı dallarını şemsiye gibi aşağıya sarkıtmaya durdular. Mahalle birden yeşile büründü. Fakat sokağın köşesine denk gelen söğüdün kökleri kayaya denk geldi herhalde gidecek yer bulamayınca yola doğru eğilmeye başladı. “Eyvah!” dedim, şimdi bunun canına okurlar. Onun olmadığı bir zamanda, komşulardan biri belediye görevlilerini çağırıp kökletmiş söğüdü, arabaların üstüne düşüp kazaya neden olur diye. Nasıl üzüldü geldiğinde onu bulamayınca. Şimdi orası boş, ne zaman oradan geçse eminim içi yanıyordur ve mutlaka bir iyilik düşünüyordur orası için.

Gelin görün ki ikinci söğüt de eğilmeye başladı, ıhlamurla ikimiz durmadan ona “Aman sakın ha, daha fazla eğilme, dik dur, bir yol bul, taşların kayaların arasından sal köklerini derinlere, tutun.” O da, “Gayret ediyorum inanın, köklerimin ucuna testere gibi dişler taktım kayaları kemiriyorum adeta ama fazla şişmanladım galiba, zor topluyorum gövdemi. Yapraklarıma da, biraz inseniz sırtımdan, hazır sonbahar gelmişken biraz hafiflesem, güç toplasam sonra bahar geldiğinde yine ben sizi kollarıma alırım, diyorum ama bunları sanki yapıştırmışlar zamklamışlar, kıpırdamıyor keratalar.” Belediyeye telefon açmış bizimki, ne olur kesmeyin de bir destekle ona yardım edin diye. Heyecanla bekliyoruz bu günlerde gelseler de onu kurtarsalar çünkü böyle giderse gerçekten yolun ortasına devrilecek.

Her mevsim ayrı güzel, siz de aynı fikirde misiniz? Tamam bahar cıvıl cıvıl, havalar günlük güneşlik, her taraf yemyeşil ve çeşit çeşit çiçek cümbüşü kesiyor her yan ama sonbahar da ayrı güzel. Pastel tonların dansı başlıyor, saman sarısından hardal sarısına oradan kızılın, kahverenginin her tonunu görebiliyorsunuz. Ağaçlar yapraklarıyla yavaş yavaş vedalaşıyor, onları rüzgârın kollarına, oradan da toprak ananın koynuna bırakıyor. Yapraklar, toprakta çeşitli canlıların aracılığıyla yeniden toprağa ve faydalı besinlere dönüşecek; yeniden can bulacak canlılara can katmak için. Bütün yapraklarımızı döküp de çıplak kaldığımızda, hafif kalmayı, çıplak olmayı, sert kara kışlara rağmen donmadan ayakta kalmayı öğreniyoruz. Doğanın her hali bir başka güzel, bir başka anlamlı ama görebilirseniz, farkına varırsanız ve tabii hissedebilirseniz.

İnsanlar da kışa hazırlanır bilir misiniz? Anadolu’da (büyük kentlerde hâlâ bu gelenekler yaşatılıyor mu bilmiyorum) şimdi bağ bozumu zamanı, çiftçiler üzümlerini toplamışlar, ihtiyaçları olan pekmezi, sirkeyi yapıyor olmalılar şu sıralar. Ege bölgesinde incirler toplanmıştır, kış boyunca bu bal tadındaki incirleri yemek için ninelerinden dedelerinden öğrendikleri saklama usullerini uyguluyorlardır diye düşünüyorum. Domateslerden salçalar yapılmış, kırmızı biberleri kurutup dibeklerde döverek toz biberlerini çoktan yapmışlardır. Tarhana çorbasını bilir misiniz, sanırım bilmeyeniniz yoktur, hani şu içi besleyici şeylerle dolu olan tarhananın şimdi tertemiz bezlere serilerek damlarda, teraslarda kurutulma zamanı. Turşular kurulacak çeşit çeşit, cam kavanozlara doldurulup mutfağa renk, kışın da soframıza tat katacaklar.

Doğanın bu muhteşem döngüsünü, devinimini, yenilenmesinin heyecanını iliklerimizde duymak için haydi çocuklar sonbaharı yaşayalım, her gün sonbahara ilişkin değişik şeyler fark edip arkadaşlarımızla paylaşalım. Semtlere kurulan pazarlardaki tezgâhlara bakalım, ne çok sonbahar rengi ve meyvesi olduğunu görüp şaşacaksınız. Belki daha önce sonbaharın bu kadar zengin geçip gidişini görmediniz, kim bilir…

Pakize İşcan


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir