fbpx

Kedi Güncesi Meleğime Öyküler

Kedi Güncesi

Kedi Güncesi

Kedi Güncesi

Bu sabah dedim ki kendi kendime, yeter artık bu kadar miskinlik, silkelen, kıpırda biraz, bir şeyler yap, yoksa koca bir bal kabağına dönüşeceksin çok yakında. Bu kadar hareketsizlik kime yaramış ki, bak son zamanlarda nasıl şişmanladın, gövdeni zor taşır oldun farkında değil misin?

Evet, bir şeyler yapmam şart. Bir süredir aklımdan geçmiyor değil hani, otur günce yaz, paylaş bunu birileriyle ama erteleyip durdum bugüne kadar. Artık ertelemek bitti. Noktayı koydum ve yaşadığım dünyayı sizlerle paylaşacağım.

Benim adım.. . Yok yok, adımı söylemeyeceğim çünkü adımı hiç sevmiyorum. Bu evin kızı koymuştu adımı, annesi de sevmemişti hatta ikaz etti, daha güzel, daha kedilere uygun bir şey bulsaydın ya diye ama kız tutturdu ve onun dediği şekilde kaldı, o burada yaşarken bana o adla seslendiğinde duymazlıktan gelir hiç yüz vermezdim. Ama o, bunu kasten yaptığımı anlamazdı; sevdiğindenmiş.

Sakin bir evde, sakin bir hanımla yaşıyorum. Mahalle de sakin sayılır. Nerden mi biliyorum? Pencerede dikildiğim zamanlarda gelen geçenlerin azlığından ve arabaların da öyle vızır vızır geçmiyor oluşundan. Sonra tarihin birinde evden tüymüştüm dışarıdaki hayatı çok merak ettiğimden, o zaman gördüm, ayrıca, kısacık bir sokak burası. Sokağı hiç beğenmiyorum; evler beton, dip dibe, bahçesi yok ve görüntüleri çirkin. Bir de, insanları yaşadıkları şehri, sokağı sevmiyor olmalılar ki evlerinin bütün pisliklerini, çöplerini gelişigüzel ve çöp toplama saatinden çok önce sokağa bırakıyorlar hem de kendi kapılarının önüne değil de başka komşularının kapılarına. Aklınız alıyor mu buna? Biz hayvanlar bile görünmeyecek yerlere kakamızı, çişimizi yapmaya gayret ediyoruz, üstünü de mutlaka örtüyoruz. Ama toprak bulamamışsak o zaman utana sıkıla öylece açıkta bırakıyoruz, ne yapalım, çaresisiz.

Bugün günlerden Çarşamba demiştim size, değil mi? İşte bugün bizim sokağın hemen yanına, boydan boya pazar kurulur. Sabahları erkenden pazar kamyonları olanca gürültüleriyle gelirler, bizim pencerenin önüne heyula gibi kurulurlar. Çok kızarım hem bu kadar erken gürültü yapıp insanları rahatsız ettikleri için hem de benim görüntümü kapattıkları için. Ama onların içinde bir kamyoncu abi var ki çok anlayışlı, evin hanımını pencerede görürse, onun pek dışarıya çıkamadığını görüp arabasını daha geriye çeker hemen. Ne güzel insanlar var değil mi, hâlden anlayan, başkalarını da düşünen. Pazarın kurulduğu gün pencere daha uzun süre açık kalsa diyorum, kokular gelse, madem renkleri göremiyorum bari kokuları gelse, o da anlıyor sanki, hava çok aşırı soğuk olmadığı müddetçe uzun süre açık tutuyor pencereyi, ben de pek mutlu oluyorum.

Hanımım, -niye hanımım diyorum ki ona, onun bir adı yok mu, üstelik ben onun adını seviyorum- yani Yasemin, pazardan türlü çeşit sebzeler meyveler getiriyor eve- o getirmiyor tabii, artık yıllardır aynı tezgâhlardan alış veriş yaptığı için onlarla kardeş gibi olmuşlar ona kıyamıyorlar ve torbaları  kapının önüne kadar taşıyorlar. Mutfağa inince torbalar hemen başına geçiyorum, kafamı içine sokup tek tek kokluyorum onları. Yasemin de izin veriyor, “haklısın canım, senin de hakkın doğanın bu güzelim kokularını içine çekmek” diyor. Bu kokuların içinde en çok maydanozu seviyorum galiba, görünüşü güzel, hatta Yasemin onları yıkayıp şık bir bardağa koyup sabah kahvaltısında koparıp koparıp yiyor, faydalı diye. Arada ben de tadına bakıyorum ama ı-ıh, bana göre değil, ben almayayım. Yasemin tam bir sebze meyve delisi, Egeli olduğu içinmiş, onun kültüründe varmış otlara düşkünlük. Zaman zaman kendi kendine söylendiğini duyuyorum, “kızım birazcık da kırmızı et yemelisin, bak, anemi sorunun var, sadece sebzeyle olmaz bu iş.”diyor.

Bu evde yaşamayı, Yasemin’le yaşamayı seviyorum. Eskiden daha kalabalıktık; kızı vardı, bir de iki kedi kardeşim. Onlar cinsmiş, ben sokak kedisi. Onların anavatanı Britanya imiş ve saf kan. Bizimkiler bütün soy ağacını takip ediyorlar, taa büyükbabayı bile biliyorlar, çetele tutuyorlarmış. Çocuklar öyle kibirli değillerdi ama hani İngilizler soğuk olur derler ya bunlar tam tersi, sıcacık kanlılar.

Bizim eve ilk geldiklerinde çok küçüktüler. Ama nasıl minnacıklar! Ben onları yerim diye korktular ve beni üst kata kapattılar il sıralar. Neymiş efendim erkek kediler yavru kedileri yermiş! Ben aç bir hayvan değilim ki, yediğim önümde yemediğim ardımda, ayrıca bunca sene burada eğitildim galiba, biraz evcilleşmiş olmalıyım, neyse sanırım onlar tedbiri elden bırakmamak için yapmış olabilirler ve haklılardır. Bir süre sadece kokuları ve sesleri geldi yukarıya. Nasıl tatlı bebek miyavlamaları! Kanım kaynıyor ama nasıl söyleyeceğim. Neyse Yasemin bana inandı, kızını ikna etti, beni onların arasına koydular. Gözleri üzerimde ama. Ufaklıklar koşa koşa geldiler yanıma. İlk koşan Pufiydi. Gri renkli, sıcacık kahve gözleri olan. Nasıl sırnaşıyor bana! Babası mı sanıyor ne. Ben bu kadar sevecen bir hayvan görmedim; gerçi nerden göreceğim, gözümü açtığımdan beri bu evdeyim ve kedileri sadece pencereden sokakta görüyordum. Pufi de benim gibi erkek. Diğeri Lili. Kız. Beyaz ve is renginde. Sadece patileri, kuyruğu ve yüzünün bazı yerleri sis renginde. Gözleri cam gibi. Mavi mi desem, gri mi hatta su rengi bile diyebiliriz. O yüzden biraz sert, soğuk görünüyor ifadesi. Zaten yanaşmadı bir süre. Ne olacak kız kaprisi dedim, aldırmadım. Biz Pufi’yle hemen kaynaştık, hatta kanka olduk. Sürekli ikimiz oynamaya başlayınca o yalnız kaldı, baktı olmayacak, kardeşinden de uzak olmak istemiyor yavaş yavaş yanaştı bize. Çok güzel zamanlar geçirdik birlikte, ne oyunlar oynadık, ne koştuk evin içinde, tozu dumanı kattığımız zamanlar oldu Yasemin hiç gıkını çıkarmadı hatta bizim eğlenişimizle eğlendi; yüzünden anladım.

Sonra bir gün gittiler. Aniden gittiler, ya da ben fark edemedim. Kız evlendi ve giderken onları da götürdü. Beni de götürsün ister miydim? Tamam, kardeşlerimi çok seviyordum ama Yasemin’den ayrılmayı da göze almazdım doğrusu.

Gitmediğime pişman mıyım? Hayır, değilim. Kızın evini ve onları merak ettiğim oluyor, nasılsa bir gün beni de götürürler oraya bir bahaneyle ama mutlaka yine Yasemin’le kendi evimize dönmek isterim; biz birbirimizin can yoldaşıyız.

Pakize İşcan

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir